23-03-07
Sinilerim bozuk, asabiyim ve kendimi boşlukta hissediyorum. Ahmet abi dinleyip, arabesk mırıldanıyorum. Tüm hafta böyleydi. Yarın ne olacak bilmiyorum.
Yoğun, stresli ve acı bir haftanın son günü. Yorulmuşum. Mesai bitse de çıksam diye düşünüyorum. Gözüm saatte. Eve gidip uyumak istiyorum.
Elçin; mesai arkadaşım. Tüm hafta boyunca beni güldürmek için espiri yapan, o kadar yoğunluğun içinde bildiği tüm fıkraları ufacık boşluklara sıkıştırıp anlatan ve en az benim kadar deli olan arkadaşım.
Nihayet saat geldi. İyi akşamlar deyip çıkıyorum. Elçin arkamdan "bekle" diyor. Bekliyorum.
-Nereye?
/Eve.
-Seni hayata bağlayacak bişey gösterecem. Benimle gelsene.
diyor ve araya saçma bir espiri atıyor;
-Turkcelle bağlan hayata hehehe
/Sus Elçin
diyorum.
-Gelecen mi gelmeyecen mi?
/Peki. Hayata bağlanmak istediğimden değil, merakımdan geliyorum ona göre
diyorum.
-Delisin kızım sen.
/Yeni mi farkettin.
...
Neyse takılıyorum yanına, yürüyoruz. Yağmur da yağıyor. Islanıyoruz. Ama yağmur sadece benim sinirimi bozuyor bugün. O halinden gayet memnun. Gideceğimiz yere kadar ben susuyorum O konuşuyor.
-Aha geldik diyor.
Bakıyorum geldiğimiz yere. Özel bir poliklinik.
/Hayırdır, hasta mı var
diyorum. Pis pis gülüyor.
-Senden daha iyi hasta mı olur
/Elçinnnnnnnn
-Tamam, tamam şaka. Benim kızı bir aydır görmüyorum. Onu görmeye geldim. Sen de gör istedim.
diyor.
Ve benim köşeli olan jeton düşüyor. Arkadaşım hamile, 5 - 6 aylık. Kızı olacak inşaallah. Ve bu da rutin kontrollerinden.
Tebessüm ediyorum. Gözlerime bakıp;
-Ha, şöyle gül
diyor.
Muayenehaneye giriyoruz. Hemşire hanım karşılıyor kapıda. Ben nedense heyecanlanıyorum. Hiç anne karnında bir bebek görmedim şimdiye kadar. Biraz sohbetten sonra doktor;
_ Bakalım hanfendi ne alemde diyor ve başka bir odaya alıyor bizi. Elçin'e
/ben gelmesem diyorum.
-saçmalama deyip kolumdan tutuyor.
Arkadaşımın karnına bir sıvı sürüyor doktor ve elindeki cihazı karnında dolaştırıyor. Teknolojinin ilerlemiş olduğunu farkediyorum bu arada. Çünkü rekli ekran ve bebeği net görebiliyorsun.Elçin'le doktor bişeyler konuşuyor ama benim gözüm hep ekranda bebeği izliyorum. Melek gibi diyorum içimden. Gibisi fazla melek zaten. Çok acayip bişey, çok farklı bir his. Hareketlerini görebiliyorsun, ayaklarını, ellerini, yüzünü. Teni şeffaf. Gözleri cam gibi. O arada gayri ihtiyari;
/Elçin
diyorum. Doktor gülüyor.
Ben izlemeye devam ediyorum. Aklıma neler neler geliyor bir bilseniz o anda. İlk aklıma gelen şey ise; acaba ben de anne olabilecek miyim? Bu soru beynimde şekilden şekile giriyor. Aslında evlenmeyi düşünmüyorum, düşünemiyorum. Ama bir gün evlenecek olursam; anne olabilmek, o duyguyu tadabilmek içindir, diye geçiriyorum içimden.
Tekrar meleğe odaklanıyorum. Bacaklarını karnına çekmiş, bir elini ağzına götürmüş, başı da öne doğru eğik. Ve ben;
/Elçin bak parmağını emiyor!
diyorum. Doktor yine gülüyor. Ve;
_İlk defa görüyorsunuz böyle bişeyi galiba diyor
/Evet
diyorum.
Ben bu kadar heyecanlanlandığıma göre acaba Elçin neler hissetti, hissediyor. Onun hissettikleri hiç anlatılmaz ki. Yaşamak gerekir zannımca.
Çok şükür meleğimizde bir problem yokmuş. Her şey yolundaymış.
...
Çıkıyoruz muayenehaneden. Merdivenlerden inerken durup Elçin'i tutuyorum.
/Teşekkürler
diyorum. Pis pis gülüyor tabi yine
-Bişey değil diyor
Ve ben ne kadar salak olduğumu bir kere daha anlıyorum. O küçük yavrucak bile hayata tutunurken kordon bağı ile, ben koskocaman güya aklı başında teyzesi (teyzesi sayılırım:)) hayata küsüyorum.
Utanıyorum kendimden.
/Teşekkürler MELEĞİM
diyorum.
/Sen bir doğ hele, ne istersen alacam. SÖZ!
Evet böyle işte. Ben bugün bir MELEK gördüm.
Ve birşey daha öğrendim; Hayata bağlanmak için Türkcelli olmak gerekmiyor. :)))
13 yaşımda vurulmuştum ona. Bir bakışı bir gülüşü yetmişti gönlümü çalmaya. Konuşamazdım, yaklaşamazdım hiç. Gözgöze geldiğimizde kaçırırdım hep gözlerimi. Uzun süre bakacak olsam gözlerini içine, elim ayağım tutuşur, heyecanlanır, donar kalırdım karşısında.
Neydi bu, nasıl bişeydi anlayamıyordum o zamanlar.
Benimle ilk konuştuğu günü hiç unutmuyorum. Okul bahçesinde yanyana yürüyorduk. Ağır ağır yağmur atıştırıyordu. O kadar mutluydum ki; o günkü kadar mutlu olduğumu hatırlamıyorum bi daha.
Ben en güzel sohbeti o gün onunla yaptım, hiç konuş(ma)sak da!
Bir şarkı mırıldanıyordu hafiften, beynimi zorluyorum, hatırlamaya çalışıyorum dudaklarında duyduğum o ilk şarkıyı ama hatırlayamıyorum. (sen hatırlıyor musun?)
Bir gün ayrıldı yollar, hasret girdi araya. Ama ben hiç unutmadım onu. Biliyorum o da unutmadı beni.
Unut(a)mazdı zaten.
Hep bir ümit vardı içimde. Çıkacaktı bir gün karşıma. Yılların biriktirdiğini, bir nefeste anlatacaktı bana. Bir bakışla bitecekti bir ömürlük hasret. İçten içe yanan kor olmuş ateş, alevlenecekti yeniden.
Niye unutamıyordum onu? Hayalayi niye silinmiyordu gözlerimden? Gerçek hayatta göremediğim halde, niye giriyordu rüyalarıma?
Başka sevdalar niye unutturmadı onu bana? Niye onu isminin başharfini yazdım ders kitaplarımın sayfalarına.
Ona benzeyen birini gördüğümde acaba o mu diyerek niye baktım dakikalarca arkasından? Bilmiyordum, anlam veremiyordum. Bir hayali, bir gün karşıma çıkacak diye ümit ettiğim bir hayali düşünüp duruyordum. Söyleyemiyordum kimseye, anlatamıyordum. Zaten anlatsam da anlamazdı kimse. Gülüp geçerledi.
Hangi akıllı bir hayalin peşinden koşar dururdu ki?
Ama dedim ya, hep bir ümit vardı içimde. Bekliyordum, hala bekliyorumç Bir gün çıkacak karşıma, dökecek içindekileri. Geç kalacak olursa; yanarım, kül olurum, biterim...
Sen söyle ona geç kalmasın!
26-02-02
A Ş K …
Ey gözleri geceye sevdalı!
Saçlarında yıldız olsam.
Ak alnından kayıp,
Kirpiklerinde asılı kalsam...
Ey yüreği gülden yana yaralı!
Gülüşünle filizlenen
Tomurcuk olsam,
Ellerinde boy verip,
Dudaklarında açsam...
Ey teni toprak kokulu!
Avucundaki Elif olsam,
Gözlerinden süzülüp,
Yüreğinde Ayın, Şın, Kaf olsam...
03.07.06
:: Sonraki »


