13 yaşımda vurulmuştum ona. Bir bakışı bir gülüşü yetmişti gönlümü çalmaya. Konuşamazdım, yaklaşamazdım hiç. Gözgöze geldiğimizde kaçırırdım hep gözlerimi. Uzun süre bakacak olsam gözlerini içine, elim ayağım tutuşur, heyecanlanır, donar kalırdım karşısında.

 

Neydi bu, nasıl bişeydi anlayamıyordum o zamanlar.

Benimle ilk konuştuğu günü hiç unutmuyorum. Okul bahçesinde yanyana yürüyorduk. Ağır ağır yağmur atıştırıyordu. O kadar mutluydum ki; o günkü kadar mutlu olduğumu hatırlamıyorum bi daha.

 

Ben en güzel sohbeti o gün onunla yaptım, hiç konuş(ma)sak da!

 

Bir şarkı mırıldanıyordu hafiften, beynimi zorluyorum, hatırlamaya çalışıyorum dudaklarında duyduğum o ilk şarkıyı ama hatırlayamıyorum. (sen hatırlıyor musun?)

 

Bir gün ayrıldı yollar, hasret girdi araya. Ama ben hiç unutmadım onu. Biliyorum o da unutmadı beni.

 

Unut(a)mazdı zaten.

 

Hep bir ümit vardı içimde. Çıkacaktı bir gün karşıma. Yılların biriktirdiğini, bir nefeste anlatacaktı bana. Bir bakışla bitecekti bir ömürlük hasret. İçten içe yanan kor olmuş ateş, alevlenecekti yeniden.

 

Niye unutamıyordum onu? Hayalayi niye silinmiyordu gözlerimden? Gerçek hayatta göremediğim halde, niye giriyordu rüyalarıma?

 

Başka sevdalar niye unutturmadı onu bana? Niye onu isminin başharfini yazdım ders kitaplarımın sayfalarına.

 

Ona benzeyen birini gördüğümde acaba o mu diyerek niye baktım dakikalarca arkasından? Bilmiyordum, anlam veremiyordum. Bir hayali, bir gün karşıma çıkacak diye ümit ettiğim bir hayali düşünüp duruyordum. Söyleyemiyordum kimseye, anlatamıyordum. Zaten anlatsam da anlamazdı kimse. Gülüp geçerledi.

 

Hangi akıllı bir hayalin peşinden koşar dururdu ki?

 

Ama dedim ya, hep bir ümit vardı içimde. Bekliyordum, hala bekliyorumç Bir gün çıkacak karşıma, dökecek içindekileri. Geç kalacak olursa; yanarım, kül olurum, biterim...

 

Sen söyle ona geç kalmasın!

 

 

 

26-02-02

 

.